Unutmadık | Unutmayacağız | Hep Hatırlayacağız  #unutmayacağız | Kimler Geldi Kimler Geçti….. Unutmadık | Unutmayacağız | Hep Hatırlayacağız #unutmayacağız | Kimler Geldi Kimler Geçti…..

14-Dec-2017
Toplam: 1848 biyografi

Mayıs Ayında Kaybettiklerimiz

Kategori M
Dogum Tarihi 00.05.0000
Ölüm Tarihi 00.05.0000
Öleli tam 14 gün 7 ay 2017 yil Olmus :(
Görüntülenme: 979
Paylaş

Biyografisi


İlyas AVCI ( 1930-1991)

1930 yılında Tarsus’ta doğdu. Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü’nde eğitim gördü. 1956 yılında Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nde görev aldı. Bir süre İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışan sanatçı, 1991 yılının Mayıs ayında vefat etmiştir. Adına, Tiyatro Şenliği tertiplenmektedir.

Rol aldığı oyunlardan bazıları şunlardır: Deli İbrahim, Ezik Otlar, Vur Emri, Fatih, Müfettiş, Sarı Naciye, Şen Kadınlar, Ebe Kaya, Ocak, Kulaktan Kulağa, Vişne Bahçesi.

Haldun TANER (1915-1986)

16 Mayıs 1915’te İstanbul’da doğdu. 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Son Osmanlı Meclisinde, İstanbul Milletvekili olan İstanbul Darülfünun’u (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi Profesörü Ahmet Selahattin’in oğlu. Ortaöğrenimini 1935’te Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Devlet tarafından Almanya’ya Heidelberg Üniversitesi’ne gönderildi. Siyasal Bilimler Fakültesi’ne devam etti. Zatürree olunca eğitimini yarıda bırakıp 1938’de İstanbul’a döndü. Tedavisi 1942’ye kadar sürdü. 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü’nü bitirdi. Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistan oldu. 1950’den sonra İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde, Gazetecilik Enstitüsü’nde, LCC Tiyatro Okulu’nda binlerce öğrenci yetiştirdi. İki yıl Viyana’daki Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957’de tekrar Türkiye’ye döndü. Gazetecilik Enstitüsü’ndeki derslerine devam etti. Tercüman ve Milliyet gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. “Töhmet” adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde “Haldun Yağcıoğlu” takma ismiyle 1946’da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi’nin 1953’te İstanbul’da düzenlediği öykü yarışmasında “Şişhaneye Yağmur Yağıyordu” öyküsüyle birinci oldu. 1956’da Varlık dergisinin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi. Öykülerinde bireyin toplumdaki yaşam biçimleri üzerinde durdu. Bunların aksayan yanlarını mizah unsurları kullanarak anlattı. Eski ve yeni yaşam biçimi arasında kalmış insanların, sonradan görme zenginlerin yaşamlarını ele aldı. Toplumun değişik kesimlerden seçtiği kişilerin tutarsızlıklarını, çelişkilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi. Öykülerinin arka planında da çoğunlukla İstanbul manzaraları oldu. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini verdi. Ardından Epik Tiyatro denemelerine girişti. “Keşanlı Ali” adlı oyunu Türk Tiyatrosu’ndaki ilk Epik Tiyatro örneğidir. Bu oyun Türkiye’nin yanı sıra Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya’nın çeşitli kentlerinde oynandı. Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu’nu kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden de yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille eleştirdiği oyunlarıyla büyük başarı kazandı.

ESERLERİ:
ÖYKÜ:
YaşasınDemokrasi (1949)
Tuş (1951)
Şişhane’yeYağmurYağıyordu (1953)
AyışığındaÇalışkur (1954)
OnikiyeBirVar (1954)
Konçinalar (1967)
Sancho’nunSabahYürüyüşü (1969)
KızılSaçlıAmazon (1970)
Yalıda Sabah (1983)

OYUN:
Gününadamı-Dışardakiler (1957)
VeDeğirmenDönerdi (1958)
FaziletEczanesi (1960)
LütfenDokunmayın (1961)
HuzurÇıkmazı (1962)
KeşanlıAliDestanı (1964)
GözlerimiKaparımVazifemiYaparım (1964)
ZilliZarife (1966)
VatanKurtaranŞaban (1967)
BuŞehr-istanbulki (1968)
SersemKocanınKurnazKarısı (1971)
AstronotNiyazi (1970)
HaBuDiyar (1971)
DünBugün (1971)
Aşk-uSevda (1973)
DevAynası (1973)
YârBanaBirEğlence (1974)
AyışığındaŞamata (1977)
Hayırdırİnşallah (1980)
Eşeğin Gölgesi
Haldun Taner Kabare

ÖDÜLLERİ
1953 New York Herald Tribune’nin düzenlediği Uluslararası Hikaye Yarışması Türkiye Birinciliği Şişhaneye Yağmur Yağıyordu ile
1955 Sait Faik Hikaye Armağanı, Onikiye Bir Var ile
1956 Varlık Dergisi’nce Türkiye’nin En Beğenilen Öykü Yazarı secildi
1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ile
1983 Sidat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (Pervev Naili Boratav ile paylaştı),
Bordighera Müzik Festivali Hikaye Ödülü’nü ise Sancho’nun Sabah Yürüyüşü ile aldı.

İhsan YÜCE (Tiyatro ve Sinema Sanatçısı 25. ölüm yıldönümü)

1930 yılında Elazığ’da doğup, 15 mayıs 1991’de İstanbul’da yaşama veda eden İhsan Yüce, Türk Sineması’nda karakter roller üstlenmiştir. Yüzlerce filmde rol alan oyuncu siyah beyaz dönemden Kemal Sunal ile oynadığı filmlere kadar oyunculuğunu her rolde sergilemiştir. Yüce, aynı zamanda senaryo yazarı ve şairdir. 125’i aşkın filmde oynamıştır. Bunlardan bazıları: “ Fazilet”, “Ağlıyorum”, “Gülbeyaz”, “Vurgun”, “Papatya”, “Deli Deli Küpeli Deli”, “Bekçi”, “Şalvar Davası”, “Fahriye Abla”dır. Şiirlerinin çoğu yayımlanmamıştır. En ünlü şiiri “Ekmek, Şarap, Sen ve Ben”dir. 1976 Antalya Film Festivalinde “İşte Hayat” filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, 1981 Antalya Film Festivalinde “Derya Gülü” filmindeki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini almıştır.

Sait Faik ABASIYANIK (18 Kasım 1906 -11 Mayıs 1954- 55.ölüm yıldönümü)

Moupassant ve Çehov tarzı durum öyküsünün Türk Edebiyatı’ndaki en önemli temsilcilerinden biridir. Genellikle toplumun alt kesimlerinden seçtiği kahramanları gerçekçi bir yapıdadır. Öykülerindeki en belirgin temalar doğa, balıklar, deniz ve Rum balıkçılardır. Öykülerinin dışında roman, şiir ve röportajları bulunmaktadır.

18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğan yazarın gerçek ismi Mehmet Sait’tir. Babası Mehmet Faik Bey, kereste tüccarıydı. İlköğrenimine Adapazarı’nda başlayan Sait Faik, ortaöğrenimine İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi’nde devam etti. Edebiyat hayatına bu dönemde şiir ile atılmıştı. İlk öyküsü “İpek Mendil”i 1926 yılında yazmıştı. 1929 yılında ise Kenan Hulusi aracığı ile “Uçurtma” adlı adlı öyküsü Milliyet Gazetesi’nde yayınlandı.

1928 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde iki sene okuduktan sonra babasının isteği üzerine İsviçre’ye iktisat okumaya gitmiştir. Ancak çok geçmeden Fransa’ya geçti. 1931-1935 yılları arasında Fransa’da kaldı. Kültürel yapısı ilginç gelen Grenoble şehrinde uzun bir süre kalarak entellektüel çevrelere girdi. İçki ve avare yaşam ile tanışması böyle başladı. Burada sürdüğü düzensiz yaşan yüzünden babası onu geri çağırdı ve 1935 yılında yüksek öğrenimini yarıda bırakarak Türkiye’ye döndü.

Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde türkçe öğretmenliği yaptı. Ardından babasının açtığı toptancı tahıl mağazasını işletmekle uğraşsa da başarılı olamadı. II. Dünya Savaşı yıllarında “Haber” adlı gazatede adliye muhabirliği yaptı. Bu dönemden sonra sadece yazı işleriyle uğraşmaya karar vermişti. 1936’da ilk kitabı “Semaver” yayımlandı.

1939 yılında babasının ölümü üzerine yazmayı bıraktı. Maddi güçlük çeken annesiyle birlikte Burgazada’daki evinde yaşamaya başladı. Türkiye’de siyasi rejimin yazarlara baskısının ağır olduğu bir dönemde, 1940 yılında “Şahmerdan” adlı kitabı kitabını yayımladı. Bu kitapta bulunan bir öykü nedeniyle Sıkıyönetim Mahkemesi’nce yargılanmıştı. Baraatine kadar “Medar-ı Muaşeret Motoru” adlı kitabı da toplatıldı. 1946 yılında kendisine siroz teşhisi konulana kadar yazmaya devam etti. Hastalığının kendisinde yarattığı duygusallık olgunluk dönemi yazılarında etkili olmuştu. Fakat bir süre sonra yazmaya yeniden başladı. 1951 yılında yazdığı “Kayıp Aranıyor” adlı kitabı toplatıldı. 1953 yılında Amerika’daki “Mark Twain” derneğine fahri üye seçildi.

11 Mayıs 1954’te Burgazada’daki evinde sirozdan ölene dek yazmaya devam etti. 1963 yılında annesinin ölümünden sonra Burgazada’daki evi “Sait Faik Müzesi” haline getirildi. Vasiyeti gereğince eserleri Darüşşafaka Derneği’ne bırakıldı. Annesi Makbule Hanım’ın çabalarıyla ölümünden bir yıl sonra verilmeye başlanan hikaye ödülü “Sait Faik Hikaye Armağanı” halen devam etmektedir.

Eserleri:
Öykü kitapları
Semaver 1936
Sarnıç 1939
Şahmerdan 1940
Lüzumsuz Adam 1948
Mahalle Kahvesi 1950
Havada Bulut 1951
Kumpanya 1951
Havuzbaşı 1952
Son Kuşlar 1952
Alem Dağında Var Bir Yılan 1954
Az Şekerli 1954
Tüneldeki Çocuk 1955
Mahkeme Kapısı 1956
Romanları
Medar-ı Muaşeret Motoru (Birtakım İnsanlar) 1944
Kayıp Aranıyor 1953

Vasıf ÖNGÖREN (d. 15 Şubat 1938, Kütahya Tavşanlı – ö. 14 Mayıs 1984 Amsterdam- 25.ölüm yıldönümü).

Yaşamı
Tiyatro sanatçısı, dramaturg, yönetmen, yazar. Brecht’çi tiyatronun biçimsel özelliklerini, epik tiyatro yöntemini Türkiye’de ilk kez uygulayan dramuturg olan Öngören, 1958 yılında İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda tiyatro çalışmalarına başladı. 1962’de İstanbul Üniversitesi Jeofizik Bölümü’nü yarıda bırakarak Berlin’e gitti.

Berlin’de Frei Üniversitat Theater Wissenschaft (Felsefe Fakültesi’nin Tiyatro Bilimleri) bölümüne yazıldı ve Berliner Ensemble’da Manfret Wekwert’in reji çalışmalarına katıldı. Böylece, Epik Tiyatro’yu kaynağından öğrenme olanağı buldu. Türkiye’ye döndükten sonra Ankara ve İstanbul tiyatrolarında oyunculuk yaptı.

1965 yılında, daha sonra Almanya Defteri adıyla tekrar yazacağı, ilk oyunu Göç’ü yazdı. Bu oyun, İstanbul Uluslararası Tiyatro Şenliği’nde Gençlik Tiyatrosu tarafından sergilendi. İkincilik ödülü aldı.
1966–68 yıllarında askerliği sırasında ünlü oyunu Asiye Nasıl Kurtulur?’u yazdı. 1969’da Halk Oyuncuları’nda profesyonel oyunculuk yaptı, çeşitli gazetelerde estetik, sanat, kültür sorunları üzerine yazılar yazdı. Aynı sene Ankara Birliği Sahnesi’ni kurdu.

1970 senesinde Ankara Birliği Sahnesi’nde ona ülke çapında bir ün sağlayacak olan “Asiye Nasıl Kurtulur?”u sahneledi. Oyun Rusça, Azerice, Kazakça, Yugoslavca ve Fransızca’ya çevrildi.

1971’de Brecht’in “Adam Adamdır” oyununu yönetti. “Göç” oyununu “Almanya Defteri” adıyla tekrar yazdı. “Asiye Nasıl Kurtulur?” İstanbul’da Dostlar Tiyatrosu’nda oynandı.

12 Mart askeri darbesinden sonra Halil Ergün, Erdoğan Akduman ve Mustafa Alabora ile birlikte ″gizli örgüt ″ kurmak suçuyla tutuklandı. Askeri mahkemece altı yıl sekiz aya mahkum oldu. İki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974 genel affıyla serbest kaldı. Hapishanede “Oyun Nasıl Oynanmalı?”yı yazdı.

1976’da İstanbul Birlik Sahnesi’ni kurdu. Brecht’in “Faşizmin Korku ve Sefaleti” ve “Sezuan’ın İyi İnsanı” oyunlarını yönetti.

1977’de “Zengin Mutfağı” oyununu ilk kez sahneledi. Oyun “İsmet Küntay Ödülü” dahil 4 ödül kazandı. Aynı sene kızı Aslı Öngören’e adadığı masal kitabı “Masalın Aslı”nı yazdı. Bu kitap 1978’de Almanya’da Almanca olarak basıldı.

1979’da Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” kitabından oyunlaştırdığı “1941-42’den İnsan Manzaraları” adlı oyunu Birlik Sahnesi’nde sahneledi. Aynı yıl, “Oyun Nasıl Oynanmalı?” Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından sahnelendi.

1980 yılında yurtdışına çıkan Öngören, Batı Berlin ve Amsterdam’da çalışmalarını sürdürdü. Hollanda’da yaşayan Türk işçi ve öğrencilerden oluşturduğu tiyatro Vasıf Öngören Tiyatrosu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

1984 yılında Amsterdam’da ani bir kalp krizi sonucu 46 yaşında hayatını kaybetti.

Eserleri
Oyunlar
• Göç, 1965
• Asiye Nasıl Kurtulur? , 1968
• Almanya Defteri,1971
• Oyun Nasıl Oynanmalı?, 1974
• Zengin Mutfağı, 1977

Masal
• Masalın Aslı, 1977
Yayımlanan Eserleri
• Bütün Oyunları, Boyut Yayınevi Boyut Tiyatro Dizisi, 1991
• Masalın Aslı
o Masalın Aslı 1 – Aydınlıktan Karanlığa, Evrensel Basım Yayım, 2007
o Masalın Aslı 2 – Karanlıktan Aydınlığa, Evrensel Basım Yayım, 2007

Sahnelediği Oyunlar
• Asiye Nasıl Kurtulur? (kendi oyunu), 1969, Ankara Birliği Sahnesi/1971, Ankara Sahnesi.
• Adam Adamdır (Bertolt Brecht), 1971, Ankara Birliği Sahnesi.
• Almanya Defteri (kendi oyunu), 1971, Ankara Sahnesi.
• Oyun Nasıl Oynanmalı? (kendi oyunu), 1974, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu.
• Faşizmin Korku ve Sefaleti (Bertolt Brecht), 1976, Birlik Sahnesi.
• Sezuan’ın İyi İnsanı (Bertolt Brecht), 1976, Birlik Sahnesi.
• Zengin Mutfağı (kendi oyunu), 1977, Birlik Sahnesi.
• 1941-42’den İnsan Manzaraları (Nazım Hikmet’in şiirlerinden tek kişilik oyunlaştırma), 1979, Birlik Sahnesi.
• Yeni Nesil, 1984

Sinemaya Uyarlanan Oyunları
• Asiye Nasıl Kurtulur?, 1973, Yön. Nejat Saydam [1] [2]
• Asiye Nasıl Kurtulur?, 1986, Yön. Atıf Yılmaz [3]
• Zengin Mutfağı, 1988, Yön. Başar Sabuncu

Ercüment Behzat LAV (1903- 16 Mayıs 1984- 25. ölüm yıldönümü)

İstanbul`da doğdu, İstanbul Sultanisi`ni bitirdikten sonra Darülbedayi`de aktörlük yaptı. Dört yıl süre ile Berlin`de Stern Müzik Konservatuarı ve Reinhart Tiyatro Akademisi`nde öğrenim gördü. Radyoda spikerlik ve yayın şefliği … tiyatro yönetmenliği ve öğretmenlik yaptı. İstanbul`da öldü.

Ercüment Behzad Lav ( 1903- 1984) İstanbul’da doğdu, İstanbul Sultanisi’ni bitirdikten sonra Darülbedayi’de aktörlük yaptı. Dört yıl süre ile Berlin’de Stern Müzik Konservatuarı ve Reinhart Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Radyoda spikerlik ve yayın şefliği … tiyatro yönetmenliği ve öğretmenlik yaptı. İstanbul’da öldü. Dadaizm, fütürizm, kübizm ve sürrealizm akımları etkilerini şiirine yansıtmış, Cumhuriyet dönemi şiirimizde serbest ölçünün ilk uygulayıcılarından öncü bir şairdir. Toplumsal konuları ve ülke meselelerini irdeleyen şiirler yazdı.

Yapıtları :
S.O.S. (1931)
Kaos (1934)
Açıl Kilidim Açıl (1940)
Mau Mau (1962)
Üç Anadolu (1964)
Bütün Eserleri (1996) türk-şair-taslak

Enderunlu VASIF (18 Mayıs 1824- 185. ölüm yıldönümü)

Enderunlu Vasıf on dokuzuncu yüzyıl divan şâiri. İstanbul’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Çocukluğunda saraya alınarak Enderun’da yetiştirildi. Bu yüzden Enderunlu lakabı ile anıldı. Bolayır’da Süleymân Evkafının mütevelliliğinde bulunması bir yana hep saray hizmetlerinde çalıştı. 1824 yılında İstanbul’da öldü.

Enderunlu Vasıf on dokuzuncu yüzyıl divan şâiri. İstanbul’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Çocukluğunda saraya alınarak Enderun’da yetiştirildi. Bu yüzden Enderunlu lakabı ile anıldı. Bolayır’da Süleymân Evkafının mütevelliliğinde bulunması bir yana hep saray hizmetlerinde çalıştı. 1824 yılında İstanbul’da öldü.

Dîvân edebiyâtının ikinci derecede şâirlerinden olan Vâsıf, muhammes, gazel ve özellikle şarkılarıyla tanınmıştır. Şiirde Nedim tarzında bir yol tutmasına rağmen, fazla açık, biraz da lâubâlidir. Bu yüzden edebî kişiliğini gölgelemiştir.

Vâsıf’ın şiirleri eskilerden ve çağdaşlarından daha fazla gerçek sahneleri içine almaktadır. Dîvân’ında günlük eğlenceler, gerçek manzaralar ve halk deyimlerine yer vermiştir. Çağının hayâtını Dîvân’ına yansıtmış olması, şiirlerine, târihin bir safhasında İstanbul’daki çeşitli zümrelerin yaşayış, konuşuş ve eğlenme tarzlarını tesbit eden etnografik bir değer katmaktadır.

Şiirlerinin toplandığı bir Dîvân’ı vardır. Şiirlerinden bir örnek:

Murabba

Çözülme zülfüne ey dilrübâ dil bağlayanlardan Kaçınma âteş-i aşkınla bağrın dağlayanlardan Düşer mi ictinâb etmek seninçün ağlayanlardan? Şirişk-i çeşmimün bak, farkı var mı çağlayanlardan

Havâyı perçeminle başka bir hâlet olur serde Yeni baştan misâl-i Vâsıf uğrattın beni derde Gamınla gerçi çoktan ağlarım amma bu günlerde Şirişk-i çeşmimin bak, farkı var mı çağlayanlardan.

Sabite Tur GÜLERMAN (d.1927-ö.29 Mayıs 1989 Çorum-20.ölüm yıldönümü)

İlk musiki hocası klarnetçi Salih Orak’tır. Daha sonra Eyyubî Ali Rıza Şengel’le çalıştı; ondan uzun yıllar ders aldı. Klasik musiki üslubunu ve repertuvarını öğrendi. Ayrıca Selahattin Pınar ile Saadettin Kaynak’tan yararlandı. 1948’de Ankara Radyosu’na girdi Sabite Tur Gülerman, 1950 sonrasının en başarılı hanendelerindendir.

RESSAM Refik EPİKMAN (İstanbul, 1902 – Ankara, 17 Mayıs 1974-35.ölüm yıldönümü)

1925’te Sanayi-i Nefise Mektebi Resim Bölümü’nü bitirdi. 1926’da Atatürk’ün Avrupa’ya göndermek istediği gençler için açılan sınavı kazanarak Paris’e gitti. Beş yıla yakın bir süre, Paris Güzel Sanatlar Okulu’nda çalıştı. Dönüşünde, kısa bir süre (1928 – 1931) Akademi’de hocalık yaptıktan sonra, 1937’de Ankara’ya gelerek 1966’ya kadar, kurulmasında öncülük yaptığı GEE Resim-İş Bölümü’nde atölye hocası olarak görev yaptı. Özellikle genç kuşakların yetişmesinde etkili oldu. Uzun süre halkevlerinde, güzel sanatlar kolu başkanı olarak çalıştı. AİCA’ya (Uluslar arası Sanat Eleştirmenleri Der.) bağlı STC’nin kurucu üyeliğini yaptı. Cemiyetin kökleşmesinde özverili çabalarda bulundu.

1928’de Müstakiller Grubu’nda, kurucu üye olarak aktif görev aldı. Grubun Ankara ve İstanbul’da düzenlediği sergilerine katıldı. 1939’dan başlayarak, 30 yıl süreyle Ankara Halkevi Ar Kolu başkanlığı yaptı. Burada ilk kez canlı modelden desen çalışılan bir atölye kurdu.

Sanat üzerine yazıları ve kitaplarıyla, Türkiye’de sanat yayıncılığının emekleme aşamasını yaşadığı bir dönemde, önemli hizmetlerde bulundu.

RESSAM Şevket DAĞ (İstanbul, 1876 – İstanbul, 24 Mayıs 1944-65.ölüm yıldönümü)

Sanayi-i Nefise’yi 1897’de bitirdi. Evkafta küçük bir görevle meslek yaşamına başladı. Galatasaray Sultanisi’nde resim öğretmenliği yaptığı dönemde, okulun müdürü olan Tevfik Fikret’in takdirini kazandı. Şevket Dağ, öğrencilerine doğadan resim çalışma alışkanlığını kazandırmakta etkili oldu. Galatasaray’dan sonra, İstanbul Öğretmen Okulu’nda bu görevini sürdürdü. Okulda bir “resimhane” kurdu.Özel yaşamında da sanatında olduğu gibi titiz ve ölçülüydü. Malik Aksel, onu şöyle anlatır; “Kendisini yakından görenler, onun iri, kalın vücuduna rağmen hassas, duygulu bir ruhu, neşeli ve nükteli bir dili olduğunu hiç unutmazlar. Kılık kıyafetine büyük bir itina gösterir. Yaz – kış beyaz kolalı yaka kullanır. İpek boyunbağlarının üstüne, altın üzerine elmas ile süslenmiş küçük bir palet iğne takar. Üzerinde ufak bir boya, bir yağ lekesi bulunmaz ve buna tahammül edemezdi. İyi giyinenleri olduğu gibi, iyi konuşanları, derli toplu kimseleri severdi.” Kuyucu Murat Paşa Türbesi yakınında, bir muhallebici dükkanında sergi açması ve Ramazan’da halka resim göstermesi, yıllarca cami içlerinde yorulmadan resim çalışması, buna karşı çıkan bağnaz kişilere direnmesi, onun sanata duyduğu sevgi ve saygının bir ifadesidir. Yapı içlerine ve sokak aralarına sehpa kurup resim yapmanın geleneklere aykırı sayıldığı bir dönemde, doğa karşısında resim çalışmak gerektiğini savunmuş ve bunu öğrencilerine benimsetmekte çaba göstermişti. Çok sevdiği Ayasofya içinde resim çalışması, ancak özel bir izinle mümkün olabilmişti.

Mithat PAŞA (1822-7 Mayıs 1884-125.ölüm yıldönümü)

18 Ekim 1822’de İstanbul’da doğdu. Özel eğitim gördü. 1834’te Divan-ı Hümayun kaleminde görev aldı. Burada kendisine Mithat mahlası verildi. Daha sonra Arapça ve Farsça öğrendi. Divan-ı Hümayun’un görevlerini üstlenen Meclis-i Vükela’nın kâtipleri arasında yer aldı.

1854’te sadrazam olan Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından Rumeli’de yaygınlaşan isyan ve eşkıyalık olaylarını bastırmak gibi, yerine getirilmesi güç bir işle görevlendirildi. 1857 yılında Bulgaristan’da düzeni sağladıktan sonra, Avrupa’nın başlıca kentlerini kapsayan altı aylık bir inceleme gezisine çıktı.

1861’de vezir rütbesiyle Niş Valiliğine atandı. Başarılı reformlarından dolayı, Abdülaziz tarafından uygulamaları doğrultusunda genel bir reform programı hazırlamakla görevlendirildi.1864’te Tuna Vilayeti’nin başına getirildi ve 1867 yılına kadar Osmanlı idari düzenini yeniden belirleyen Vilayet Nizamnamesi’nin uygulanmasına öncülük etti. Vilayet merkezinden köylere kadar yeni meclisler, bayındırlık, fen ve eğitim işlerine bakacak daire müdürlükleri oluşturdu. Ziraat Bankası’nın çekirdeğini oluşturan Memleket Sandığı’nı kurdu. Vergi türlerini ve yükümlülüğünü azaltan düzenlemeler yaptı. Niş valisiyken açtığı ıslahhane adlı sivil teknik okulları yaygınlaştırdı.

1868’de İstanbul’a çağrılarak Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye’yi yeniden düzenlemekle görevlendirildi. Meclisin idari ve yargısal işlevlerini birbirinden ayırarak Şüra-yı Devlet ve Divan-ı Ahkam-Adliye’yi kurdu. Şüra-yı Devlet başkanı olarak eğitim ve maliye gibi alanlarda yeni nizamnameler hazırladı. İstanbul Emniyet Sandığının ve ilk sanayi mektebinin kurulmasına öncülük etti. 1869’da vali olarak bulunduğu Bağdat’ta da başarılı reformlar yaptı. Temmuz 1872’de Abdülaziz tarafından sadrazamlığa getirildi. Bu makamda yalnızca üç ay kalabildi. 1873 başlarında adliye nazırlığına getirildi.

II. Abdülhamid tarafından 17 Aralık 1876’da sadrazamlığa atanan Midhat Paşa, uzun süreden beri üzerinde çalıştığı ve Ziya Paşa ile Namık Kemal’in katkılarıyla tamamladığı anayasa taslağını Padişaha sundu. “Kanun-ı Cedid” adlı bu taslak II. Abdülhamit tarafından geri çevrildi. Bununla birlikte 23 Aralık 1876’da Kanun-i Esasi olarak bilinen anayasa ilan edildi.

Mithat Paşa’nın saraya karşı tutumundan rahatsız olan II. Abdülhamit, Mithat Paşa’yı 5 Şubat 1877’de sadrazamlıktan alarak ülkeyi terk etmesini emretti. Bir süre Avrupa’da kalan ve ertesi yıl Girit’e dönmesine izin verilen Mithat Paşa, Aralık 1878’de Suriye valiliğine atandı. 1881 yılında Abdülaziz’in öldürülmesi ile suçlanarak, Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa ile birlikte sorguya çekilmesi kararı alınınca İzmir’de Fransız Konsolosluğuna sığındı. Ama kısa bir süre sonra hükümetin güvence vermesi üzerine teslim oldu. Yıldız Mahkemesi olarak bilinen yargılamada, Abdülaziz’in ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu ve ölüme mahkûm edildi. İngiltere’nin müdahalesiyle cezası ömür boyu hapse çevrildi ve Taif’e gönderildi. 8 Mayıs 1884 gecesi öldürüldü.

Yorum

Yorum

Kategori:M
Yorum (0)
Etiketler: , |

Benzer Biyografiler
Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Görüntülenme: Tarık Şimşek= 119949, Boran Kaya= 111725, Mimar Sinan= 110369, Taner Şener= 19409, Tarık Gürcan= 17342, Latife Saruhan= 16411, Ünal Gürel= 16001, Sevim Şengül= 15950, Ali Şen= 15446, Aydın Babaoğlu= 15406, Derya Arbaş= 15376, Cumhuriyet’in altın kadınları= 15018, Tarihdeki Kırkpınar başpehlivanları= 14671, Kazım Kartal= 14559, Mehmet İbrahim Kurt= 14551,

@Genel, Akademisyen, Devlet Siyaset, Edebiyat Tarih Sanat, İş adamı, Müzik, Olaylar, Sinema Tiyatro, Spor, Yazılı ve Görsel Basın,

Bu ay neler olmuş |iletişim | Biyografi öner | Bağış >>