Unutmadık | Unutmayacağız | Hep Hatırlayacağız  #unutmayacağız | Kimler Geldi Kimler Geçti….. Unutmadık | Unutmayacağız | Hep Hatırlayacağız #unutmayacağız | Kimler Geldi Kimler Geçti…..

21-Nov-2017
Toplam: 1848 biyografi

Kasım Ayında Kaybettiklerimiz

Kategori K
Dogum Tarihi 00.11.0000
Ölüm Tarihi 00.11.0000
Öleli tam 21 gün 0 ay 2017 yil Olmus :(
Görüntülenme: 1.126
Paylaş

Biyografisi


Ahmet İhsan BAHÇIVANGİL (30. ölüm yıldönümü)

1911-1979 yılları arasında yaşayan Ahmet İhsan Bahçıvangil, gazetecilik hayatına 1932 yılında Son Posta’da başladı. Akşam ile Kaynak, Akbaba ve Hayat’ta görev aldı. Aynı zamanda fıkra yazarlığı da yapan gazetecinin iki kitabı yayınlandı.

Halide PİŞKİN (d. 16 Temmuz 1906 İşkodra ö. 1 Kasım 1959 İstanbul 50. ölüm yıldönümü), Cumhuriyet döneminin ilk Kadın Tiyatro Sanatçısı

Halide Pişkin, 16 Temmuz 1906 yılında İşkodra`da dünyaya geldi. Halide Pişkin, sahneye ilk kez 1923 yılında Şadi Fikret`in kurduğu “Milli Sahne”`nin İzmir turnesinde, Sevda Hanım Zevcem oyunuyla çıktı. Bu topluluk dağılınca İstanbul Şehir Tiyatroları`na girdi (1925). 1944`te Ses Tiyatrosu“na girdi. Kısa süre sonra tekrar Şehir Tiyatrosu`na döndü ve ölümüne değin burada kaldı.

Bir dönem radyoda da çalışan Halide Pişkin, özellikle radyo skeçlerinde canlandırdığı “Pişkin Teyze” gibi sağduyulu, esprili, sözünü esirgemeyen yaşlı kadın tiplemeleriyle dinleyicilerinden büyük ilgi gördü. Yerli tipleri başarıyla canlandıran Halide Pişkin birçok filmde de karakter rolleri oynadı. 1 Kasım 1959 tarihinde böbrek yetmezliği sebebiyle 53 yaşında İstanbul`da vefat etti.

Filmleri
Kafes Arkasında 1930
Fermanlı Deli Hazretleri 1930
Kafatası 1932
Lüküs Hayat 1933
Yanlışlıklar Komedyası 1938
Anna Karenina 1939
Yelpaze 1955
Bir Kilo Namus 1959

Ercüment BEHZAD LAV (1903- 1984 25. ölüm yıldönümü)

İstanbul’da doğdu, İstanbul Sultanisi’ni bitirdikten sonra Darülbedayi’de aktörlük yaptı. Dört yıl süre ile Berlin’de Stern Müzik Konservatuarı ve Reinhart Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Radyoda spikerlik ve yayın şefliği, tiyatro yönetmenliği ve öğretmenlik yaptı. İstanbul’da öldü.

Dadaizm, Fütürizm, Kübizm ve Sürrealizm akımları etkilerini şiirine yansıtmış, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde serbest ölçünün ilk uygulayıcılarından öncü bir şairdir. Toplumsal konuları ve ülke meselelerini irdeleyen şiirler yazdı.

Yapıtları
• Açıl Kilidim Açıl (1940)
• Mau Mau (1962)
• Üç Anadolu (1964)
• Bütün Eserleri (1996)
• Kaos (1934)
• S.O.S ( 1931)

Asuman KORAD (25 Kasım 1934, İstanbul – ö. 22 Kasım 1994, Ankara 15.ölüm yıldönümü), Tiyatro ve Sinema Oyuncusu, Yönetmen

Ankara Devlet Konservatuarı, Tiyatro Bölümü mezunudur. Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk ve yönetmenlik yapan Korad, çeşitli sinema filmlerinde de rol aldı. Eleştirmenlerce Türk tiyatrosunun dev isimlerinden olarak ifade edilen Sanatçı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Başrejisörlüğü’ne atandıktan bir yıl sonra yaşamını yitirdi.

Melih Cevdet ANDAY ( 1915-2002)

1915’te İstanbul’da doğdu. Ankara Gazi Lisesi’nden 1936’da mezun oldu. Oktay Rıfat ve Orhan Veli okul arkadaşlarıydı. 1938’de sosyoloji öğrenimi için Belçika’ya gitti. İki yıl sonra II. Dünya Savaşı çıkınca zorunlu olarak yurda döndü. 1942’den başlayarak Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı’nda memurluk, gazetecilik yaptı. Daha sonra İstanbul’a yerleşti. “Akşam”, “Büyük Gazete”, “Tanin” ve “Cumhuriyet” gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yaptı, denemeler yazdı. 1954’te başladığı İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon öğretmenliğinden 1977’de emekli oldu. 1964-1969 arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1979’da UNESCO Genel Merkezi Kültür Müşaviri olarak Paris’e gitti. “Ukde” adlı ilk şiiri 1936’da Varlık dergisinde çıktı. İlk şiirlerinde hececilerin biçim ve tema özelliklerini benimsedi. Gizemci denebilecek bir duyarlılıkla nesneleri sıralayan, çevresine çocuksu bir şaşkınlıkla bakan bu şiirlerin ayırıcı yanı, uyaklı yazılmalarına rağmen uyağa bağlı olmamaları. Orhan Veli ve Oktay Rıfat’la ortak eserleri “Garip”teki (1941) şiirlerinde, çocuksu şaşkınlığın bilince dönüştüğü, uyakların aşıldığı ve ölçünün kırıldığı görülür. Bu ilk dönem şiirlerinde yer yer Dadaizm’den etkiler hissedilir ama belirleyici değildir. Başlangıçta çocukluktan beri arkadaş olduğu Orhan Veli ve Oktay Rıfat’la aynı şiir çizgisinde yürüdü. Ama Veli ve Rıfat’tan “duygu” bakımından ayrıldı. Şiirlerinde duygu, düşünceyle gelişir, hatta düşünceyi hazırlar. Düşünce ögesi duygularını hep ayrıntıdan kotarır. “Telgrafhane” ve “Yan Yana” kitaplarındaki şiirlerle bu kez, toplum ve insan değerlerini savunan, kavgacı bir şiire yöneldiği dikkat çekti. Duyguya toplumu da eklediği bu dönem kitaplarından “Yan Yana” sakıncalı bulunup toplatıldı ama beraat etti. Lirizme karşı çıkmasına rağmen, toplumsal güçlüklerin içe akışı olarak gördüğü bu unsuru şiirlerinde kullanmaktan geri durmadı. 1960 sonrası şiirinde bu kez mitolojik unsurlar görülmeye başlandı. “Kolları Bağlı Odysseus” (1963) ile başlayan bu süreçte, Anadolu’daki eski Yunan kültürü ile yaşadığımız tarihsel ve güncel koşullar arasında bir metafor kurmayı istedi. 1975 sonrası eserlerinde yeni sorularla yeni arayışlara yönelmek isteyen bir şairin aynı zamanda bir filozofun ve halk ermişinin sesi duyulur. Mitologya serüvenine Doğu kültürleri unsurlarını da katmaya başlar. Şiirindeki bu gelişme denemeleri ve romanlarında da hissedilir. Yazar, 29 Kasım 2002’de vefat etmiştir.

ESERLERİ
TİYATRO:
Oktay Rıfat’la yazdıkları Kıskançlar (1950), İçerdekiler ( 1964), Mikado’nun Çöpleri ( 1967), Müfettişler ( 1972), Ölüler Konuşmak isterler ( 1972), Dikkat Köpek Var ( 1972),Yarın Başka Koruda (1972)

ROMAN:
Aylaklar 1965
GizliEmir 1970
İsa’nınGüncesi 1974
Raziye 1975
YağmurluSokak 1991
MeryemGibi 1991

GEZİ:
Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan (1965)

ÖDÜLLERİ:
1967-68 İlhan İskender Armağanı Mikado’nun Çöpleri adlı oyunuyla
1970 TRT Sanat Ödülleri Roman Armağanı, Gizli Emir adlı romanıyla
1973 TDK Çeviri Ödülü, Tarjel Vesaas’dan çevirdiği Buz Sarayı romanıyla
1976 Yeditepe Şiir Armağanı, Teknenin Ölümü şiir kitabıyla
1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, Sözcükler şiir kitabıyla
1981 İş Bankası Büyük Ödülü, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış şiir kitabıyla

Prof. Dr. Gültekin ORANSAY (9 Eylül 1930 Berlin-20 Kasım 1989 İzmir) Müzikbilimci, Türk Tarih ve Dil Araştırmacısı

Gültekin Oransay; öğrenimi için Almanya’da bulunan babası mühendis Bekir Sıtkı Oransay ve öğretmen annesi Keriman (Karina) Oransay ile birlikte 1932 yılında ailesi Türkiye’ye döndü. Ortaöğretimini ve lise eğitimini Ankara Koleji’nde tamamladı. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki eğitiminin ardından müzik tutkusu ağır basdı ve 1950 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’nın Kompozisyon Bölümü’nün Yüksek Dönemi’nde eğitimine başladı. 1954 yılında mezuniyetinin ardından Münih Üniversitesi Felsefe Fakültesi’ndeki “Müzikbilim Doktorası”nı 1962 yılında tamamladı.

Türkiye’ye dönüşünün ardından Ankara Devlet Konservatuarı Müdürlüğü ve Öğretmenliği, Ankara İl Radyosu Transkripsiyon Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğü görevlerini üstlendi. Bu dönemde Derleme Gezileri bünyesinde Kars ve Gaziantep gibi bölgelerde araştırmalar yaptı. 1971 yılında Doçent olan Oransay; Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Kürsü Başkanlığı görevini üstlendi.

1976 yılında ise İzmir’e giderek Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde çalıştı.1978 yılında Profesör oldu. Aynı okulda Dekan Yardımcılığı görevini de üstlenen Oransay; kalp krizi sonucu vefat etti.

Kitap okuma tutkusu ile tanınan Gültekin Oransay; geniş ve zengin bilgi dağarcığıyla bilinir. Türk geleneksel müzikleri üzerine etno müzikolojik araştırmaların yanı sıra çoksesli müzik üzerine de yayınlar sahip olan Oransay; Almanca, İngilizce, Arapça, Farsça ve Osmanlıca bilmekteydi. Bu sayede çeviriler de yapmıştı.

Oransay’ın kitapları vefatından sonra ailesince Bilkent Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümü’ne hibe edildi.

Eserleri:
Bağdarlar Geçidi

Orhan Veli KANIK (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950)

Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte Garip Akımı’nın kurucularındandır. Şiirde ölçü, uyak ve sanatlı söyleyişlere karşıydı. Orhan Veli, her şeyin şiire konu olabileceğini savunmuştur.

Çocukluğu İstanbul’un Cihangir ve Beykoz semtlerinde geçti. İlkokulu Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak okudu. Babasının Cumhurbaşkanlığı Bando Şefi olması üzerine dördüncü sınıfta iken ailesi İstanbul’dan ayrılınca Ankara Gazi Okulu’na geçti ve ertesi sene Ankara Erkek Lisesi’ne başladı.

En yakın arkadaşlarından Oktay Rıfat , Melih Cevdet ile 16 yaşında tanıştı. Bu iki arkadaşıyla birlikte lise yıllarında hazırladığı Sesimiz dergisinde ilk yazılarını yayımladı.

1933 yılında liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’ne başladı. Ancak, 1935 yılında okuldan ayrılarak yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.

Şair, 1936’da Ankara’ya döndü. Askere gidene kadar PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Bu arada ilk şiirlerini 1936 yılı Aralık ayında Varlık Dergisi’nde Mehmet Ali Sel adı ile yayınladı. 1941’de lise arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını çıkartarak Garip Şiir Akımının öncülerinden oldu. Şiirlerinde yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı nedeniyle askerlik uzatıldığı için 4 yıl askerlik yaptı. Askerlikten döndükten sonra 2 yıl kadar Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalıştı. Azra Erhat, Oktay Rıfat, Erol Güney ile ortak çeviriler yaptı. Ancak 1947’de bakanlıktaki “antidemokratik hava” nedeniyle Tercüme Bürosu’ndaki görevinden istifa etti.

Mehmet Ali Aybar’ın yayımladığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde eleştiriler, kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. La Fontaine’in masallarını şiirsel bir dille Türkçeleştirdi. Nasrettin Hoca öykülerini de şiire dönüştürdü.

1 Ocak 1949 tarihinden itibaren on beş günde bir yayımlanan Yaprak dergisini çıkarmaya başladı. 28 sayıyı tamamen kendi çabası ile çıkardı. 15 Haziran 1950’ye kadar yayımlanan bu dergiyi parasal güçlükler nedeniyle yayımlayamaz olunca Ankara’dan ayrılıp, İstanbul’a döndü.

1950 sonbaharında, bir haftalığına geldiği Ankara’da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura kafa üstü düşerek yaralandı. İstanbul’a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi’nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü. Ölümü, Türkiye’de o güne kadar hiçbir şairin ölümünde görülmemiş bir yankı buldu. Orhan Veli Kanık geniş katılımlı bir cenaze töreninin ardından Rumelihisarı Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Eserleri:
• Garip (1941 – Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte)
• Garip (1945 – Yalnız kendi şiirlerinden oluşan genişletilmiş 2. baskı)
• Vazgeçemediğim (1945)
• Destan Gibi (1946)
• Yenisi (1947)
• Karşı (1949)
• Bütün Şiirleri (Adam Yayınları, 1951 – 1975)

Ümit Yaşar OĞUZCAN (22 Ağustos 1926, Tarsus – 4 Kasım 1984-25.ölüm yıldönümü)

Türk şair. Babasının adı Lütfi, annesinin adı Güzide’dir. ANKARA / İncesu Lisesi’nden mezun oldu.Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan şairin 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 eseri yayınlandı. Şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerindendir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın intihar etmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Büyük oğlu Vedat 1973 yılında Galata Kulesi’nden atlayarak intihar etti. Bu olay, şairin ruh dünyasında tamiri mümkün olmayan hasara yol açtı. Galata Kulesi adlı şiirini oğlunun intiharı üzerine yazmıştır. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi. İşte, bestelenmiş olan örnek rübailerinden biri:

Biraz kül, biraz duman.. O, benim işte,
Kerem misâli yanan.. O, benim işte.
İnanma gözlerime; ben, ben değilim,
Beni sevdiğin zaman.. O, benim işte!

Eserleri
• Mustafa Kemal’i Düşünüyorum
• İnsanoğlu (1947)
• Dolmuş (1955)
• Aşkımızın Son Çarşambası (1955)
• Bir Daha Ölmek (1956)
• Kör Ayna (1957)
• İki Kişiye Bir Dünya (1957)
• Beni Unutma (ilk yedi kitabından seçmeler) (1959)
• Karanlığın Gözleri (1960)
• Akıllı Maymunlar (1960)
• Seninle Ölmek İstiyorum (1960)
• Üstüme Varma İstanbul (1961)
• Sahibini Arayan Mektuplar (1961)
• Yeni Dünya Rekoru (1961)
• Sevenler Ölmez (1962)
• Çigan Gözler (1962), Ötesi Yok (1963)
• Hüzün Şarkıları (1963)
• Bir Gün Anlarsın (1965)
• Sadrazamın Sol Kulağı (1965)
• Mihribana Şiirler (1965)
• Taşlar ve Başlar (1966)
• Seni Sevmek (1966)
• İnşallahla Maşallah (1966)
• Toprak Olana Kadar (1968)
• Göbek Davası (1968)
• Ben Seni Sevdim mi (1968)
• Halktan Yana (1969)
• Aşk mıydı O (1969)
• Önce Sen Sonra Ben (1971)
• Rubailer (1972)
• Yalan Bitti (1975)
• En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978)
• Dikiz Aynası (yergi şiirleri, 1982)

Cahit UÇUK (17 Ağustos 1909 – 7 Kasım 2004-5.ölüm yıldönümü)

Hikâye ve roman yazarı. İstanbul’da doğdu. Siverek Milletvekili ve Kaymakam İbrahim Vehbi Üçok’un kızıdır. Babasının görevi dolayısıyla Anadolu’da çok yer dolaşması sebebi ile düzenli bir tahsil görmedi. Evinde özel dersler alarak kendisini yetiştirdi.

İlk olarak, 1935 yılında Nazım Hikmet’in çıkardığı Yarım Ay Dergisi’nde bir köy masalı yayımlandı. Başlangıçta şiir yazarken, daha sonra hikâye ve romana yöneldi. Eserlerinde genellikle kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, analık duygusu ve zaman zaman mistik temalar işledi. Önceliği kadınlar alsa da, Anadolu’nun çeşitli meselelerini de dile getirdi. Temiz dili, sıcak ve içten anlatımı ile bir dönem çok okunan yazarlar arasında yer aldı.

Cahit Uçuk, gerek romanlarının konuları, gerekse sıcak ve rahat anlatımı ile tanınan ve her zaman sevilerek okunan bir yazardı. Babıali’de ve Anadolu’da yayımlanan günlük gazete ve dergilere, piyes, masal, hikâye ve roman tefrikaları yazmıştır.

Sayıları her yıl artan roman ve hikâye kitaplarından başka, çok sevdiği çocuklar için de romanlar, öyküler, masallar, manzum masallar yazdı. Ona en güzel armağanı da, çocuklar için yazdıkları getirmiştir. Dünyanın ünlü çocuk klasikleri İkizler serisinin yirmi sekizinci kitabı olan Türk İkizleri ile Hans Christian Andersen armağanını kazanmış, bu kitabı, İngilizce dahil olmak üzere birkaç dünya diline çevrilmiştir.
Cahit Uçuk, yazar Mahmut Yesari ile kısa bir evlilik yapmıştır. Daha sonra Galatasaraylı futbolcu Cici Necdet ile on yıl süren ikinci bir evliliği olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk, 7 Kasım 2004’de İstanbul Bebek’teki evinde 95 yaşında öldü. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yatıyor.

Başlıca yapıtları:
Roman
Küçük Ev, Kanlı Düğün, Siyah Dantelli Şemsiye, Uçan Su, Değirmentaşı, Hep Yarın, Güneş Kokusu, Kirazlı Pınar, Sürü Çıngırakları, Dikenli Çit.

Öykü
Cennet Bahçesi, Işıklı Pencere, Kurtların Saygısı, Değişen Sensin, Altın Pabuçlar.

Çocuk kitapları
Türk İkizleri, İran İkizleri, Gümüş Kanat, Yalçın Kayalar, Mavi Ok, Kırmızı Mantarlar, Üç Masal, Ateş Gözlü Dev, Cepteki Yavrular, Kurnaz Çoban, Herte Verte Pitte, Eve Giren Güneş, Açılan Pencereler, Esrarengiz Yalı, Mavi Derinliklerdeki Sır, Sırrını Vermeyen Tabak

Oyun
Yaşamak İstiyoruz, Gök Korsan, Bileziklerin Sesi

Anı
Bir İmparatorluk Çökerken (anı, 1995, YKY), Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar (anı, 2003, YKY)

İlk olarak, 1935 yılında Nazım Hikmet’in çıkardığı Yarım Ay Dergisi’nde bir köy masalı yayımlandı. Başlangıçta şiir yazarken, daha sonra hikâye ve romana yöneldi. Eserlerinde genellikle kadın hakları, kadının toplumdaki yeri, analık duygusu ve zaman zaman mistik temalar işledi. Önceliği kadınlar alsa da, Anadolu’nun çeşitli meselelerini de dile getirdi. Temiz dili, sıcak ve içten anlatımı ile bir dönem çok okunan yazarlar arasında yer aldı.

Cahit Uçuk, gerek romanlarının konuları, gerekse sıcak ve rahat anlatımı ile tanınan ve her zaman sevilerek okunan bir yazardı. Babıali’de ve Anadolu’da yayımlanan günlük gazete ve dergilere, piyes, masal, hikâye ve roman tefrikaları yazmıştır.

Sayıları her yıl artan roman ve hikâye kitaplarından başka, çok sevdiği çocuklar için de romanlar, öyküler, masallar, manzum masallar yazdı. Ona en güzel armağanı da, çocuklar için yazdıkları getirmiştir. Dünyanın ünlü çocuk klasikleri İkizler serisinin yirmi sekizinci kitabı olan Türk İkizleri ile Hans Christian Andersen armağanını kazanmış, bu kitabı, İngilizce dahil olmak üzere birkaç dünya diline çevrilmiştir.
Cahit Uçuk, yazar Mahmut Yesari ile kısa bir evlilik yapmıştır. Daha sonra Galatasaraylı futbolcu Cici Necdet ile on yıl süren ikinci bir evliliği olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk, 7 Kasım 2004’de İstanbul Bebek’teki evinde 95 yaşında öldü. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yatıyor.çok önemli yazarlardandır gizem damgacı

Nevzat ÜSTÜN (1924-8 Kasım1979-30.ölüm yıldönümü)

Nevzat Üstün, şiir, roman, öykü için kural koyulmasından yana olmayan bir yazarımızdır. Öykülerinde bu anlayışına bağlı olarak gördüklerini, izlediklerini yansıtmıştır. Öykülerinde, Güneydoğu Anadolu’dan hareketle Anadolu insanının yaşayışından kesitler, Almanya’ya gidenler ve geride kalanlar, evlatlık verilen kızlarla, genelevdeki kadınların sorunları gibi konulara değinmiştir. Gerçekleri kendi yorumuyla veren yazar, öykülerini Yaşanma Duvarı, Almanya Almanya, Çıplak, Akrep Üretim Çiftliği, Boğaların Ölümü kitaplarında bir arada yayımlamıştır.

RESSAM Nedim GÜNSÜR ( Ayvalık, 1924 – İzmir, 13 Kasım 1994-15.ölüm yıldönümü)

Abdurrahman İzzet Bey’in oğludur. Nedim Günsür’ün doğduğu yıl aile İstanbul’a yerleşti. İlk ve ortaokulu Kadıköy’de okuyan Nedim Günsür, 1937’de babasının ölümü üzerine öğrenimini sürdürmek için Afyon’a gitti. Lise öğreniminin bir bölümünü İzmir’de tamamladı. 1941’de İstanbul’a döndü.

Resim tutkusu, küçük yaşlarda başladı.Bunda, amatör bir ressam olan babasının yönlendirici bir etkisi oldu. Öğrenciliği sırasında kazandığı bir armağan, resim sanatına daha büyük bir tutkuyla sarılmasına yol açtı. 1942’de girdiği Güzel Sanatlar Akademisi’nde Bedri Rahmi atölyesinde öğrenim gördü. Aynı atölyenin öğrencileriyle “On”lar Grubu’nun kuruluşuna katıldı. 1948’de akademinin Yüksek Resim Bölümünü birincilikle bitirdi. Fransız hükümetinin verdiği bursla Paris’e gitti. Orada kaldığı dört yıl içinde Leger ve Lhote atölyelerine izleyici olarak katıldı. Önceleri izlenimci bir çizgide çalıştı. Büyük müzelerde, usta sanatçıların işleri karşısında duyduğu hayranlık, onu kendine özgü bir resim dili aramaya yöneltti. Etkileri kabul etmekle beraber, bunların dışına taşan ve kendi imzasının sorumluluğunu taşıyan bir sanat anlayışı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. İlk kişisel sergisini İstanbul’da 1951’de (Maya) düzenledi. Bu sergi, Günsür’ün Paris dönemi resimlerinden oluşmaktaydı. 1952’de yurda dönüp askerlik görevini tamamladıktan sonra, 1954’te Zonguldak’ta resim öğretmenliğine başladı. Maden işçilerinin yaşamını resimlerine konu yaptığı bu dönemin çalışmalarıyla 1957’de İstanbul’da (Türk – Alman Kültür Merkezi) bir sergi açtı. 1960’lı yılların başında, büyük bir bölümünü inşaat işçileri ve gurbetçilerin oluşturduğu yeni bir diziye yöneldi. 1963’te bu tür resimlerinden biriyle katıldığı 24. DRHS’de birincilik ödülü kazandı. Aynı yıl Unkapanı Manifaturacılar Çarşısı için mozaik bir pano uygulaması yaptı. 1971’de öğretmenlik görevini bırakarak serbest çalışmaya başladı. 1972’de “Yılın Sanatçısı” seçildi. 1973’te 50. Yıl Sergisi’nde Atatürk ödülünü kazandı. Yurt dışında düzenlenen Çağdaş Türk Sanatı sergilerine yapıtlarıyla katıldı.

RESSAM Şeref ÜREN ( İstanbul, 1897 – Ankara, 20 Kasım 1984-25.ölüm yıldönümü)

Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Fehmi Paşa, Abdülhamit’in yakın dostu ve Galatasaray bölgesi muhafızı idi. Ailenin en büyük oğlu olan İsmail Eşref, doğduğu yer olan Nişantaşı’nda mahalle mektebine devam etti. Öğrenimini, Galatasaray’da sürdürdü. Babası Bursa’ya sürgüne gönderilince, Bursa Tarım Okulu’nda okudu. Baba evinde gördüğü resimli kitaplarla ve daha çok da, Bursa’da Yeşil Türbe’nin resmini yaparken gördüğü Çallı’nın etkisiyle resim sanatına yöneldi. 1916’da teğmen rütbesiyle orduya katıldı. Mütarekeden kısa bir süre önce Çanakkale’ye gönderildi. Terhis olunca, Halkalı Ziraat Mektebi’nde sütçülük kursunu tamamladı. 1920’lerin başında özel öğrenci olarak Sanayi-i Nefise’ye yazıldı. Orada ilk tanıdığı hoca, Hikmet Onat’tır. Bir yandan da Muazzez Bey’den özel dersler alır, Feyhaman Duran’ın atölyesine devam eder. 1925’te ilk kez Galatasaray sergisine resim verir. 1928’de kendi olanaklarıyla Paris’e gider. Bir yılı aşkın bir süre kaldığı Paris’te A.Lhote’un yanında çalışır. Dönüşünde Erzurum Öğretmen Okulu’nda resim öğretmenliğine atanır. İlk yazıları gazetelerde yayımlanmaya başlar. “D” Grubu’na katılır. (1943’te 9. sergi). Öğretmenlik mesleğini Sivas’ta sürdürür. 1938’de ikinci kez gittiği Paris’te Lhote ve O. Friesz atölyelerine devam eder.

Eşref Üren’in Ankara’yı sürekli bir yerleşme ve çalışma kenti olarak seçmesi 1939’dadır. 1942’de 4. DRHS’de üçüncülük, 1945’teki 7. sergide ikincilik, 1964’teki 25. sergide ise birincilik ödülünü kazanır. 1940 ve 1943 yıllarında CHP’nin düzenlediği yurt gezileri nedeniyle Yozgat ve Ağrı’ya gönderilir. İlk kişisel sergisini 1945’te İstanbul’da açar. 1979’da 60. sanat yılı nedeniyle Kültür Bakanlığı, 1980’de Ankara Belediyesi Onur Ödülünü alır. 1981’de kendisine devlet sanatçısı ünvanı verilir. Ankara’da ilk kişisel sergisini 1967’de Doğuş Galerisi’nde düzenler.

Mustafa Kemal’e Atatürk Soyadının Verilişi (2 Kasım 1934-75. yıldönümü)

21 Haziran 1934’te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktı. Söz konusu kanun gereği Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in de bir soyadı alması icap etti. Bunun üzerine yapılan fikir alış verişlerinde, Naim Hazım Onat’ın önerisi üzerine “ATATÜRK” soyadının verilmesi uygun görüldü. 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını verdi. Bu kanun usulü gereğince 27 Kasım 1934 tarihli Resmi Gazetede ilan edildi

Ziyaeddin Fahri FINDIKOĞLU (1901-16 Kasım 1974- 35.ölüm yıldönümü)

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 1901 yılında Erzurum’un Tortum ilçesinin Çamlıyamaç Köyünde doğmuştur. Fındıkoğlu, babasının memuriyeti sebebiyle ilk öğrenimini Erzincan ve Hakkari’de yapmıştır. Malatya İdadisinden sonra Kayseri Sultanisinde başladığı öğrenimine İstanbul Gelenbevi Sultanisinde devam etmiştir. 1922 yılında Posta –Telgraf Mektebini bitiren Ziyaeddin Fahri, aynı yıl Galatasaray Postahanesi’nde görev alır. Ayrıca Ziyaeddin Fahri Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Felsefe öğrenimine başlar. Geceleri postahanede çalışıp gündüzleri fakülteye devam ederek buradan 1924 yılında mezun olur. 1930 yılı başında doktora yaptırmak üzere yurt dışına gönderilecek bir öğrencinin seçimi için yapılan sınavda başarılı olarak Strasbourg Üniversitesi’ne gönderilir. Türkiye’deki lisans öğrenimi geçersiz sayıldığı için Strasbourg Üniversitesinde ikinci felsefe lisansına başlar ve 1933 yılında bu bölümden mezun olur. Fındıkoğlu, daha sonra 23 Ekim 1933 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İçtimaiyât ve Ahlak Doçentliği görevine atanır. Bu göreve kısa bir süre devam ettikten sonra Strasbourg’a dönerek hazırlamakta olduğu doktora tezi üzerine çalışmaya koyulur. Ziya Gökalp üzerine olan doktora tezini 1935 yılında tamamlayan Ziyaeddin Fahri, 1936 yılında doktor ünvanı ile İstanbul Üniversitesi doçentlik görevine döner.

1937 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji ve Komün Bilgisi Doçentliğine atanan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, bu görevini sürdürürken bir taraftan da Prof. Dr. Gerhard Kessler’in tercüme işleriyle uğraşır. 1941 yılında profesör olan Fındıkoğlu, 1944’te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji ve sosyal siyaset kürsüsüne geçer. Ayrıca Fındıkoğlu 1947-1949 yılları arasında İktisat Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunur. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 1958 yılında da ordinaryüslüğe yükseltilir. 6 Haziran 1973 tarihinde emekli oluncaya kadar bulunduğu fakültede kürsü başkanlığını sürdürür. Fındıkoğlu, 16 Kasım 1974 yılında hayata veda etmiştir.

Tarih-i Osmani Encümeni’nin Kuruluşunun (30 Kasım 1909-100.yıldönümü)

Tarih bilimine vukufuyla tanınan SultanV.Mehmet Reşat’ın önderliğinde,Osmanlı Tarihini terk edilmişlik ve sahipsizlik durumundan kurtarmak için etraflı bir Osmanlı Tarihinin yazılması ve Osmanlı Tarihine ait belgelerin toplanması amacıyla, 27Kasım 1909 (14 Teşrinisâni1325) Tarih-i Osmanî Encümeni kuruldu. NecipAsım tarafından kaleme alınan Tarih-i Osmanî Encümeni Talimatnâmesinde Encümenin görevi, Osmanlı Tarihine ait risale, evrak ve kayıtları toplamak, basmak ve yayınlamak olarak belirtilmektedir. Harcamaları Padişah hazinesi (ceyb-i hümayun) tarafından karşılanan Encümen,Osmanlı Tarihini yazabilmek için her türlü vasıtayı kullanabilme ve arşivlerde inceleme yapma yetkisine sahipti.

Tarih-i Osmanî Encümeni, 9 şubat 1910 da Bâb-ı Ali Sadaret Dairesi altındaki vakanüvislik odasında Abdurrahman Şeref’in Başkanlığında ilk toplantısını yaparak çalışmaya başladı. Encümen ilk toplantısında, yazacağı, Osmanlı Tarihinin plânını ve üyeler arasında iş bölümünü yaptı. Osmanlı Tarihinin birinci cildinin yazımı görevini Necip Asım ve Mehmet Arif’e verdi. Encümen, bu toplantıda ayrıca iki ayda birTarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası adlı bir derginin yayımlanmasını kararlaştırdı.

Encümenin mecmua yayınlamasındaki amacı, yazılacak tarihin metnine aynen ve tamamen giremeyecek araştırmaları, vesikaları ve Türkçe veya yabancı lisanlardan tercüme edilmiş risaleleri yayınlayarak Osmanlı Tarihine zemin hazırlamak ve mütalâa meraklılarının bilgilerini genişletmeye ve fikirlerini uyandırmaya hizmet etmek olarak belirtildi. Mecmuada, Osmanlı tarihinde bulunmayan veya yeteri kadar belirlenmemiş olan ve diğer dillerde yazılmış olan olaylar hakkında araştırma ve değerlendirmeler, ortaya çıkarılacak tarih vesikaları, diğer tarih encümenleri ve üyeleri ile yapılan haberleşmenin yayınlanmasına karar verilen kısmı, encümende kabul edilen kararlar, bütün lisanlarda Osmanlı tarihi ile ilgili eserlerin bibliyografyaları ile henüz yayınlanmamış olan tarih risalelerinin(tefrika olarak) yayınlanması ön görülmüştü. Mecmuada esas olarak Osmanlı tarih yazımına ve Osmanlı tarihine yer verilmiştir. Osmanlı öncesi Türkler ve Anadolu üzerine yazılar sadece bir kaç defa yayımlanmıştır.

Sütçü İMAM (1878-1922-90.ölüm yıldönümü)

Sütçü İmam 1878 yılında Maraş’ta doğmuştur. Maraş’ın ve Kurtuluş Savaşının sembol isimlerinden birisidir. 31 Ekim 1919 da, düşmana ilk kurşunu atan kişi olan Sütçü İmam, düşmanın Maraş’tan kovulması ve milli mücadelenin örgütlenişinde sembol isimlerden biri olmuştur. Belediye tarafından kaledeki topun idaresi kendisine verilmiştir. Bir top atımı sırasında barutun ısınan namludan erken ateş alması neticesinde yaralandı ve iki gün sonra 25 Kasım 1922 tarihinde vefat etti. Çınarlı Camii mezarlığına defnedilen Sütçü İmam’ın. mezarının bulunduğu yere olan türbe yapılmıştır.
http://www.kultur.gov.tr/TR/belge/1-79624/eski2yeni.html

Yorum

Yorum

Kategori:K
Yorum (0)
Etiketler: , |

<< Yeni Biyografi | Eski Biyografi >>
Benzer Biyografiler
Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Görüntülenme: Tarık Şimşek= 119809, Boran Kaya= 111685, Mimar Sinan= 110265, Taner Şener= 19337, Tarık Gürcan= 17292, Latife Saruhan= 16384, Ünal Gürel= 15963, Sevim Şengül= 15865, Ali Şen= 15397, Aydın Babaoğlu= 15377, Derya Arbaş= 15348, Cumhuriyet’in altın kadınları= 14959, Tarihdeki Kırkpınar başpehlivanları= 14657, Kazım Kartal= 14530, Mehmet İbrahim Kurt= 14518,

@Genel, Akademisyen, Devlet Siyaset, Edebiyat Tarih Sanat, İş adamı, Müzik, Olaylar, Sinema Tiyatro, Spor, Yazılı ve Görsel Basın,

Bu ay neler olmuş |iletişim | Biyografi öner | Bağış >>